Hırsızın Günlüğü / Jean Genet

   Yazarlık çalışmalarımdan söz etmek, sözü uzatmak olacaktır. Hapishanede geçirdiğim günlerin sıkıntısı benim o eski, avare, sert ya da zavallı yaşamımın içine sığınmama yol açtı. Daha sonra, özgür kaldığımda, yeniden yazdım para kazanmak için. Bir edebi yapıt ortaya koymak düşüncesine soğuk bakardım. Bununla birlikte, yazdıklarımı incelediğimde, içlerinde, aşağılık olarak kabul edilen varlıkları, nesneleri, duyguları yeniden saygınlıklarına kavuşturmak için sabırla sürdürülmüş bir istek görüyorum. Bunları genellikle soyluluk belirten sözcüklerle adlandırmak, belki çocukça, kolay bir şey olurdu. Ben hızlı gidiyordum. En kısa yolu kullanıyordum, ama içinde bu nesneler, bu duygular (ihanet, hırsızlık, alçaklık, korku) genellikle ve sizce karşıtları için ayrılmış niteleyici sözcükleri çağrıştırmasalar, böyle yapmazdım. Hemen, yazdığım sırada, güzelliği önünde eğildiğim, hayran olunacak bir delikanlının onurlandırdığı duyguları, davranışları ya da nesneleri belki yüceltmek istedim, ama bugün, yazdıklarımı yeniden okurken, o delikanlıları unuttum, onlardan geriye kalan yalnızca dile getirdiğim bu özle niteliktir ve kitaplarımda gurura, kahramanlığa, yürekliliğe eş değerde bir parlaklıkla ışıldayacak olan budur. Onlar için özür dilemeye çalışmadım, onları aklamaya da çalışmadım. Onların Ad'ın saygınlığına hakları olsun istedim. Benim için bu iş boşuna olmayacaktır. Daha şimdiden etkimi hissediyorum. Sizin hor gördüğünüzü güzelleştirerek, yüreğimi altüst edecek bir şeye büyüleyici, çok güzel bir ad vermekte toplanan bu oyundan bıkan zihnim, herhangi bir niteleyici sözcüğü reddediyor; canlı ve cansız varlıkların tümünü birbirlerine karıştırmadan, aynı çıplaklıkları içinde kabul ediyor, ardından, bunları giydirmeyi reddediyor. Böylece, artık yazmak istemiyorum. Harflerden elimi eteğimi çekiyorum. Bununla birlikte, birkaç gündür, gazetelerden dünyanın kaygılı olduğunu öğreniyorum. Savaştan söz ediliyor yeniden. Kaygı çoğaldıkça, hazırlıklar (devlet adamlarının çın çın öten sesleriyle yaptıkları açıklamaları değil, teknisyenlerin tehdit edici doğrulukları) belirginleştikçe tuhaf bir rahatlık duyuyorum. İçime çekiliyorum; orada, insanların büyük öfkesini korkmadan izleyeceğim çok güzel ve acımasız bir yere yerleşiyorum. Durmadan yeniden yaratılacak bir sessizlik kabarcığı elde etmek için, top seslerini, ölüm borazanlarının seslerini bekliyorum. Onları, çiğneyip çiğneyip de tükürülüp çevreme atılmış, ipek kozası gibi eğrilip sarılmış eski serüvenlerimin gitgide daha da kalınlaşan bir sürü katmanı aracılığıyla kendimden daha da uzaklaştıracağım. Yalnızlığımı ve ölümsüzlüğümü tasarlamaya, eğer budalaca bir özveri isteği beni içlerinden çıkartmazsa, onları yaşamaya çalışacağım.
   Hapishanede tam bir yalnızlık içindeydim. Yazdığım şu sırada bu yalnızlık daha az. O zamanlar tek başımaydım. Geceleri kendimi her şeyden vazgeçme duygusunun içine atıyordum. Dünya beni denize, ölüme götürecek, bir araya gelmiş güçlerden oluşan bir sel, hızlı bir tren gibiydi. Yalnız olduğumu bilmenin acı sevincini duyuyordum. Şu gürültünün özlemi içindeydim: Hapishane odamda düşlere dalıp gitmişken, üstümdeki yatakta yatan tutuklu inip, düzenli adımlarla bir aşağı bir yukarı yürümeye başlıyor. Düşlerim yine belirsiz, ama bu gürültü (sanki, ilk planda, kesinliği dolayısıyla) bana bu düşleri kuran bedenimin, bu düşleri yaratan bedenimin hapishane olduğunu; bu belirgin, ansızın duyulan, düzenli ayak seslerinin tutsağı olduğumu anımsatıyor. Eski yoksulluk arkadaşlarımın, o mutsuzluk çocuklarının yerinde olmak isterdim. Onların yarattıkları, benim daha az arı amaçlarla kullandığım o görkeme imreniyorum. Yetenek maddeye karşı saygı göstermekte, sessiz olan bir şeye ses vermekte toplanır. Benim yeteneğim hapishaneler, sürgün yerleri dünyasını oluşturan şeylere karşı beslediğim aşkta görülecektir. Niyetim onları değiştirmek, sizin yaşamınıza kadar getirmek ya da onlara bağışlayıcılıkla, acımayla bakmak değil. Ben hırsızlarda, hainlerde, katillerde, kötülerde, dalaverecilerde derin bir güzellik derin bir güzellik buluyorum -çökük bir güzellik- ki bunu sizde bulmuyorum. Soclay, Pilorge, Weidmann, Serge de Lenz, Polis örgütü Beyefendileri, sinsi ihbarcılar sizler bana kimi zaman, simsiyah dul giysileri giymişcesine, öyle güzel suçlarla donanmış gibi görünüyorsunuz ki, bunların kimilerinde uyandırdıkları mitolojik korkuya, kimilerinde yol açtıkları işkencelere, ama sonunda, içinde tümünün birbirine karıştıkları iğrençliğe imreniyorum. Geriye baktığımda bir dizi berbat, yürekler acısı eylem görüyorum. Kitaplarım onları anlatıyor, sözcüklerle donattılar onları; bu sözcükler sayesinde mutluluk duyarak anımsıyorum onları. İşte, ben böylece yalnızlığa açlığı, bedenin küçük düşmesini, yoksulluğu, korkuyu, aşağılığı tanıdım. Bunca sıkıcı davranıştan birtakım övünme nedenleri elde ettim.
      -Kuşkusuz ben buyum, diyordum kendi kendime, ama hiç olmazsa bunun bilincindeyim; bunca bilinçlilik utancı yok edip, bana az bilenen bir duygu veriyor: Bu duygu, gururdur. Beni hor gören sizlerin de mayasında böyle bir dizi mutsuzluktan başka bir şey yok, ama hiç bir zaman bunun bilincinde olamayacaksınız, dolayısıyla gururunuz da olmayacak; yani kendi mutsuzluğunuza değil, insanlığı oluşturan mutsuzluğa kafa tutmanızı sağlayacak bir gücü tanımayacaksınız.
   Birkaç kitap ve birkaç şiir size tüm mutsuzluklarımı, nasıl kullanıldığımı, bunların güzelliğim için zorunlu olduklarını kanıtlayabilir mi? Çok yazdım, yorgunum. Kahramanlarımın o denli çabuk yaptıklarını bu derece kötü biçimde ortaya koymak için çok güçlük çektim...


Ayrıntı Yayınları, 1997, syf. 91-...-94
çev. Yaşar Avunç

2 yorum:

pixelman dedi ki...

sevdim sayfalarını, aferin kızıma.

so.. dedi ki...

hoş geldin, ne güzel burada olman.